Cinsel hayattan haz duymak, kendimizle ve cinsel eşimizle barışık, doyurucu bir cinsellik yaşamak...Aslında tüm insanlarda olmasını istediğimiz ve dilediğimiz bir gerçeklik. Fakat ne yazık ki dönem dönem insanlar cinsel hayatlarında hoşnutsuz, doyumsuz ve mutsuz olabilirler. Bu durum cinsel deneyimlerin ilk zamanında başlayıp ileriki dönemlerde devam edebildiği gibi, yaşanılan fizyolojik ya da psikolojik travmalar karşısında hayatımızın herhangi bir döneminde de ortaya çıkabilir dönemsel veya sürekli olarak kalabilirler.
Cinsel işlev bozuklukların temel nedeni; doğduğumuz andan itibaren ailemiz ve yaşadığımız toplum tarafından bilinç altımıza kaydedilen cinsellikle ilgili yanlış bilgiler, korkular, abartılı söylencelerdir.
Doğumdan ölüme kadar, hayatın hemen hemen her basamağında varolan, fizyolojik ve psikolojik bir gerçekliktir cinsellik. Peki ne olmuş da ayıp, günah ve yasak kavramları altında ezilmiş ve gerçek anlamından bambaşka yerlere sapmış. Kültürden kültüre, ülkeden ülkeye cinselliğe yüklenen anlamların değiştiğini görüyoruz. Bazı ülkelerde bakire olmadığı anlaşılan bir kızın hayatına son verilebilirken bazı ülkelerde ise 16-17 yaşından sonra bekaretin ortadan kalkması törenlerle kutlanan bir olay olagelmiştir. Aslında cinsellik herkes için eşit ve doğal bir yaşantıyken, zihinsel farklılıkların sonuçları değiştirdiği görülmektedir.
Cinsellik denildiğinde ne yazık ki toplumun çoğu tarafından cinsel birleşme yani cinsel ilişki ile aynı olarak anlaşılmaktadır. Oysaki cinsellik toplamı 10 puanlık bir bütündür; 8 puanını öpüşme, sarılma, sohbet etme, el ele tutuşma, ön sevişme, mastürbasyon, dokunma.... alırken sadece 2 puanını cinsel birleşme almaktadır. Aslında cinselliğin 8 puanı beslendikçe olumlu anlamda artarak çoğalan, ihmal edildiğinde ise çığ gibi artan sorunlara gebe bir gerçekliktir.
Bebekler bile cinsel varlıklardır. 5 yaşına kadar pek çok çocuk ta cinsellikle ilgili davranışlar gözlenebilir. Bu dönemde cinselliğe ve karşı cinsiyete ilgi artarken, aşk, sevgi ve cinsellik üzerine yoğunlaşma başlar. Bu çok normal bir dönemdir. Çocuklar henüz utanma ve ayıp kavramlarını bilmedikleri için toplum içinde de cinsel organları ile oynayabilirler ve mastürbasyon yapabilirler. Aileler bu durumda çoğunlukla ne yapacaklarını şaşırırlar ve korkarlar. Çocuklarının davranışını söndürmek için, cezalandırma, dövme, azarlama gibi yollara başvururlar ki bu tür yollar çocuğun davranışını söndüreceğine daha çok pekiştirir. Doğal süreç içinde 5-6 yaştan sonra kapanacak bu dönem ne yazık ki 8-9 yaşına kadar kapanmadan uzayabilir.
Cinsel işlev bozukluklarının kökeni çocukluğun ilk yıllarına ya da ergenlik dönemi yaşantılarına dayanabilir. Ergenlik birey için fizyolojik ama daha çok psikolojik olarak ağır bir dönemdir. Bedensel değişikliklerle beraber ruhsal değişiklikler ergen için dayanılması zor olabilir. 5-6 yaşında kapanan dönemin yeniden uyandığı görülür. Bebeklik ve 5 yaş altı çocukluk döneminde cinsellikle ilgili kötü ya da abartılı hatıralara sahip bir birey ergenlik dönemin de bu düşünceleri beslemeye ve cinsellikten ya iğrenmeye ya yok saymaya ya da aşırı derecede merak etmeye yönelecektir Bebeklikten itibaren ailede doğru cinsel yaklaşım ve eğitimin verilemediği kişilerde, cinselliğe dair yanlış bilişsel kodlamalar olması çok normaldir. Bu kodlamaların ilerde karşımıza kişi tarafından yaşanabilecek cinsel işlev bozuklukların nedeni olarak çıkması muhtemeldir.
Cinsel enerjiye insan bedeninin ve ruhunun ihtiyacı vardır. Az ya da çok doyurulması kişinin dengelerini bozabileceği için ruhsal ve fizyolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Cinselliği yok saymak, üstünü örtmek ya da abartmak ve hayatın odak noktası yapmak kişinin dengelerini bozabileceği gibi cinsel sapmaları da doğurabilir. Her şey olması gerektiği yerde ve dengede olmalıdır. Ne çok ne az ! Aslında cinsellik kavramının bizim açımızdan çizilmiş bellikli bir sınırı da yoktur, normal kavramı da kişiden kişiye değişebilir ve sınırları bireyler kendileri çizer. Bizim için tek ölçüt cinsel eşlerin yaşantılarından memnun ve mutlu olmalarıdır. Eşlerden birinin durumdan memnuniyetsizliği ve konuyu sorun olarak nitelendirmesi halinde olay sorun kabul edilebilir.Ör: Çiftlerden biri haftada her gün diğeri ise sadece haftada bir gün cinsel ilişki ihtiyacında ise bu iki taraf içinde sorundur fakat bir başka çift 15 günde bir ilişkiye girmekte ve iki tarafta bu durumdan memnunsa ortada sorunda yoktur. Cinsellik kişiden kişiye değişebilen bir yaşantıdır ve önemli olan karşılıklı talep ve isteklerin örtüşmesidir. Sizin için sorun olan bir durum bizim içinde sorundur. Cinsel işlev bozukluklarının çoğunluğu cinsellikle ilgili bilgi eksikliği ve yanlış inanışlardan kaynaklanır. Doğru bilgi tedavi sırasında bizim en büyük yardımcımızdır.
Cinsel hayatta karşılaşılan sorunlar uygun danışmanlık ve tedavi uygulanmadığı zaman bireyi pek çok açıdan etkiler. Cinsel sorunlar bireylerde; terk edilme, yetersizlik, kaybetme korkusu, ümitsizlik, mutsuzluk, tatminsizlik, güvensizlik, küçük düşmüşlük, kadınlığında ya da erkekliğinde eksiklik hissetme,..gibi bireylerin benlik duygularını doğrudan etkileyen ve zarar verebilen duyguları yaşatabilir. Tedavi edilmemiş ve uzun süreli yaşanan cinsel sorunlar evlilik de sorunlar yaratabileceği gibi uzun süre yaşanan depresyonlara da neden olabilir.
Kadınlarda ve erkeklerde görülen cinsel işlev bozuklukları farklılık gösterir.